Lisede geçen yalnızlık ile ilgili bir hikaye uzun samimi
Lisede Geçen Yalnızlık ile İlgili Uzun ve Samimi Bir Hikaye
Başlık: Yalnızlık Koridorları
Liseye başladığım ilk yılı hala tüm detaylarıyla hatırlıyorum. Okulun büyük demir kapılarından içeri girdiğimde, içimde tarifsiz bir heyecan ve az biraz korku vardı. Kıyafetimin düzgün olup olmadığını kontrol ettim, defter çantamı sımsıkı tuttum. Başka bir şehirden yeni taşınmıştık ve eski arkadaşlarımı geride bırakmanın burukluğu her an içimdeydi. Sanki herkes birbirini tanıyor, ama beni kimse fark etmiyordu.
İlk gün koridorlarda dolaşırken fark ettim ki, lise ortamı düşündüğümden çok farklıydı. Çocukluk arkadaşlıklarının sıcaklığı yerini mesafelere, yeni sosyal çevrelere ve tanıdık olmayan insanlara bırakmış gibiydi. Herkes ya kendi gruplarıyla gülüyor ya da bir köşede sessizce oturuyordu. Benim içinse lise, devasa bir yalnızlık koridorundan başka bir şey değildi.
Oturduğum sırada yanımda oturan öğrenciler, sık sık kendi aralarında konuşuyor ama bana bir türlü ayak uydurmuyorlardı. Ya herkes “çok farklı” gibiydi, ya da ben onlara ulaşamayacak kadar uzak bir yerdeydim. Çabalarımın bir kısmı daha da yalnız hissetmeme neden oldu; ne zaman bir gruba dahil olmaya çalışsam, garip bakışları üzerimde hissediyordum. Bu bakışların ardında bir önyargı mı vardı, yoksa yalnızlığı kendim mi çağırıyordum?
Bir gün rehberlik öğretmenimle konuşmaya karar verdim. İçimdeki sıkışmışlığı anlatmayı bilmiyordum; kelimeler dökülürken gözlerimde yaşlar beliriyordu. “Yeni bir şehir, yeni yüzler ve kimse beni anlamıyor,” diye söyledim hüzünlü bir sesle. Öğretmenim kağıda bir şeyler karalayıp şöyle dedi: “Hiç kimseyi dışlamadan, insanlara daha fazla şans vermeyi dene. Belki yalnızlığını sen de besliyorsundur.” Bu cümle benim için dönüm noktası olmuştu. İçime sakladığım duvarları yıkmam gerektiğini anladım.
Sonraki gün, teneffüste koridorda beklemek yerine bahçeye çıktım. Hala utangaçtım, ama bu kez çevreme daha iyi bakmaya karar vermiştim. Bahçedeki köşede oturan, defterine bir şeyler karalayan bir kız dikkatimi çekti. Güzel çizimleri vardı, ama daha çok, yalnız olması dikkatimi çekmişti. Aynı yalnızlıktaydık sanki. Yanına yavaşça gidip, “Ne çiziyorsun?” diye sordum. Önce şaşırdı, sonra çekingen bir gülümsemeyle kağıdı kaldırdı. Kendi dünyasını kağıtlara yansıtan sıra dışı bir yetenekti. Onunla konuşmaya başladım ve anladım ki, yalnızlık kader değilmiş, bazen cesaretle bir kapı açmak gerekiyormuş.
Bu küçük tanışma sonrasında hayatım değişti. Çizim yapan kız—Yağmur—benim içimde sakladığım yalnızlığı anlamıştı, çünkü o da benzer şeyler yaşamıştı. İkimizin de kendini ifade etme yolları farklıydı; o çizimleriyle anlatıyordu, ben ise kelimelerle içimi döküyordum. Zamanla Yağmur sayesinde okulun hayal ettiğim kadar korkutucu olmadığını fark ettim. “Yalnız kalmayı seçmek, yalnız olmak demek değil,” diyordu Yağmur bir gün. Kendi içimizdeki bir engel, bazen bizi sosyalleşmekten alıkoyuyor.
Lise yıllarım artık boş koridorlarda dolaşmak yerine arkadaşlıklarla dolmaya başladı. Yağmur ve onun çevresinden birkaç arkadaş, birlikte oturduğumuz uzun teneffüsleri ömür boyu unutamam. Hayatın her dönüm noktasında, yalnızlık insanı büyütür ama aynı zamanda ona cesaret verir; en iyi hikayeler yalnızlıktan çıkar.
Liseyi bitirdiğimde geriye dönüp baktığımda, o korkutucu yalnızlık koridorlarında kendimi bulmayı öğrenmiştim. Artık yalnız değilim, ama yalnızlığın bana kattığı duygular hâlâ içimde, bana sahip olduğum her şeyin değerini hatırlatıyor.
Tablo:
Hikaye Elemanları | Detaylar |
---|---|
Yer | Lise koridorları ve okul bahçesi |
Başrol | Yeni bir şehirden gelen, yalnız bir öğrenci |
Kırılma Noktası | Rehberlik öğretmeninin önerisi |
Yardımcı Karakter | Yağmur (çizim yapan öğrenci) |
Ana Tema | Yalnızlık üzerinden kendini bulma |
Sonuç | Cesaretle başlayan arkadaşlıklar |
Sonsöz:
Eğer sen de bir gün okulun yalnızlık koridorlarında kaybolduğunu hissedersen, unutma ki her yalnızlık bir kapı açmak için bir fırsattır. Cesaret etmek, insanı yalnızlıktan kurtarır, tıpkı Yağmur’un dediği gibi: “Yalnız kalmayı seçmek, yalnız olmak demek değil.” İnsanlar bazen korkulacak kadar uzak değil—sadece bir adım kadar yakın.