Nihilizm
Nihilizm, genel anlamda her tür görüşe, değere ve düzene karşı çıkan anlayıştır. Varlıkta nihilizm, tözsel anlamda varlığın var olduğunu reddeder. Lao Tzu ve Gorgias, nihilizmin önde gelen temsilcileridir.
Lao Tzu: Dış dünyada gözlenen tüm varlıkların aldatıcı olduğunu savunur. Ona göre var olan her şey Tao’dur. Tao, doğru olan ve takip edilmesi gereken yoldur. Her şeyin başlangıcıdır ve evrenin düzenidir. Tao; akıl, düşünce, deney veya gözlemle bilinemez. İnsanın kendini tanı-ması, Tao’yu tanıması ile olur ve kendini tanıyan insan, doğru yolun Tao olduğunu anlar. Bu yüzden insan, gerçek varlık olan Tao’ya yönelmeli ve onunla bütünleşmelidir.
Gorgias: Evrensel bir varlık anlayışını reddederek “Varlık yoktur.” görüşünü savunmuştur. Ona göre eğer varlık varsa bile onun hakkında konuşmak mümkün değildir. Gorgias, “Hiçbir şey yoktur. Eğer bir şey varsa bilinemez. Eğer biliniyorsa başkalarına aktarılamaz.” diyerek varlık hakkında kesin bir bilgiye ulaşmanın imkânsız olduğunu öne sürmüştür.
Realizm
Realizm, varlığın insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu savunan bir felsefi görüştür. Rea-listlere göre dış dünyada var olanlar, insan düşüncesinden bağımsız bir gerçekliğe sahiptir. Ancak bu varlığın ne olduğu konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Aristoteles realizmin önemli temsilcile-rinden biridir. “Metafizik” adlı eserinde filozofun önce neyin var olduğunu, sonra da var olanların doğasını açıklaması gerektiğini söyler. Ona göre her varlık, madde ve form olmak üzere iki öge-den oluşur. Madde, varlıkların fiziksel yapısını oluşturur, değişir, yok olur ve duyularla algılanabilir. Form ise varlığın özüdür, değişmez; sonsuzdur ve ancak akılla kavranabilir. Örneğin dünyada birçok farklı insan vardır ancak hepsine “insan” denmesinin sebebi, aynı insanlık formuna sahip olmalarıdır. İnsanlar doğar, değişir ve ölür ancak insanlık formu, var olmaya devam eder. →
İdealizm
Varlık felsefesinde gerçekliğin maddi değil zihinsel (akılsal) olduğunu savunan anlayıştır.
Görünüş-gerçeklik ayrımı yapan idealist filozoflar, görünenin ardında duyularla algılanama-yan zihinsel bir gerçekliğin bulunduğunu savunurlar. İdealist düşünürlerden Platon bu gerçek-liğe “idea”, İbni Sina “Tanrı”, Georg Wilhelm Friedrich Hegel [Georg Vilhelm Fredrih Hegel
(1770-1831)] ise “tin” adını verir.
Platon: Varlık anlayışını görünüş-gerçeklik ayrımına dayalı olarak oluşturur. Platon’a göre için-de yaşanan "duyular dünyası"nın dışında duyularla algılanamayan bir “idealar dünyası” vardır. Duyular dünyasında yer alan maddi varlıklar; meydana gelir, yok olur, değişir ve çok sayıdadır. Bu dünyadaki her bir varlığın aslı olan ideası ise düşünsel, ezeli-ebedî, değişmez, bir ve mü-kemmeldir. İnsanlar, duyular dünyasındaki varlıkların duyulara dayalı bilgisine dayanarak onlar hakkında bilgi sahibi olduğu yanılgısı içindedir. Oysa duyular dünyası, ideaların bir kopyası olması bakımından gerçek değildir. Asıl varlık idealardır. İdealar da ancak akılla kavranabilir.
İbni Sina: Varlıkları zorunlu ve mümkün varlıklar olarak ikiye ayırır. Mümkün varlıklar; varlığı olasılık dahilinde olan, değişen, var olan ve yok olan her şeydir. Çevrede var olan maddi tüm varlıklar, mümkün varlıklardır. Zorunlu varlık ise varlığı kendinden olan, ezeli-ebedi, bir ve mükemmel olan "Tanrı"dır. Her şey, Tanrı’dan meydana gelmiştir.
F. Hegel: Diyalektik idealizmin temsilcisi kabul edilen F. Hegel’e göre her şeyin varlık nedeni olan ve asıl gerçeklik olarak kabul edilen “tin”, zihinsel bir niteliğe sahiptir. Tin, oluş ve deği-şim hâlindedir. Düşünsel, bir, ezeli ve ebedi olan tin değişerek varlıklar dünyasını meydana getirir. Bu diyalektik süreç, F. Hegel’e göre üç aşamada gerçekleşir: tez, antitez ve sentez. Meydana gelen her durum (tez), karşıtını (antitez) da içinde barındırır ve bunlar çatışarak yeni bir durum olan sentezi ortaya çıkarır. Bu süreç sonsuza kadar devam ederek değişim ger-çekleşir. Başlangıçta kendi başına olan tin, kendini açarak evreni meydana getirmiştir. Bunun sonucunda madde olmayan tin, maddeye dönüştüğü için kendine geri dönmek ister. Bu da ancak tarih, kültür bilimleri (sanat, din, felsefe, hukuk) gibi alanlarda gerçekleşebilir.
→ Materyalizm
Maddi varlıkların gerçek olduğunu ve madde olmayanın gerçek olmadığını savunan yakla-şımdır. Antik Yunan’daki doğa filozofları; varlığın ana maddesinin su, hava, atom vb. maddi cinsten olduğunu iddia ettikleri için materyalist yaklaşımın tarihteki ilk savunucuları kabul edilir. Demokritos (MÖ 460-370), Thomas Hobbes [Tamıs Habs (1588-1679)], De La Mettrie [Dö La Metri (1709-1751)], Karl Marx (1818-1883) gibi filozoflar materyalist anlayışın önemli temsilcileridir.
Demokritos: Antik Yunan doğa filozoflarından biridir. Tüm varlıkların maddi nitelikteki atom-lardan meydana geldiğini savunması bakımından “atomcu materyalist” kabul edilir. Atomlar, bölünmez ve değişmez olup farklı biçimlerde ve boyutlardadır. Boşlukta hareket eden atomlar, bir araya gelerek varlığı meydana getirir.
Thomas Hobbes: Var olan her şeyin en, boy ve derinliğe sahip olan cisimden ibaret olduğu-nu savunur. Bu bakımdan T. Hobbes’ın materyalizmi, “cisimci materyalizm” adını alır. Duyular-la algılanan ağaç, kedi, insan vb. varlıklar ağır cisim; duyularla algılanması zor olan su, hava, soğan zarı vb. hafif cisimdir. Sonuçta var olan her şey, maddi olan cisimdir.
De La Mettrie: “Makine insan” anlayışının savunucusu olan De La Mettrie’ye göre var olan her şey maddedir. İnsandaki ruh, akıl, irade, düşünme gibi maddi olmadığı düşünülen unsur-ların tümüyle bedenin bir işlevi olduğunu iddia eder. De La Mettrie’ye göre insan bedeni, bir makine gibi birbirine bağlı maddi unsurlardan meydana gelmiştir.
Karl Marx: 19. yüzyılın önemli materyalist filozoflarından biridir. Var olan her şeyin temelin-de maddenin olduğunu savunur. Evrendeki tüm maddi varlıkların tez-antitez ve sentez süreçle-rini takip ederek değiştiğini savunması bakımından "diyalektik materyalizm"in temsilcisi kabul edilir. Karl Marx’ın diyalektik materyalizmi, yalnızca varlığı değil tarih ve toplumu da kapsar. Ona göre toplum, sürekli bir çatışma içindedir ve bu çatışma, toplumsal değişimin itici gücü-dür. Bu nedenle K. Marx’ın diyalektik anlayışı, “tarihsel materyalizm” olarak adlandırılır.
Düalizm
İkicilik anlamına gelen düalizm, varlığın hem maddi hem de maddi olmayan iki unsurdan mey-dana geldiğini savunur. Rene Descartes, bu anlayışın en önemli temsilcisidir.
Rene Descartes: İnsanın ruh ve beden olmak üzere iki tözden meydana geldiğini savunur. Ruh düşünür ama yer kaplamaz, beden yer kaplar ancak düşünmez. Bunlar iki ayrı töz olarak insanı meydana getirir.
→
Oluş Felsefesi
Evrendeki varlıkların değişmez olduğu anlayışına eleştiri niteliğindedir. Bu yaklaşıma göre var olan her şey, sürekli bir değişim ve oluş halindedir. Bu varlık felsefesi yaklaşımı, Herakleitos (MÕ 540-480) ve Alfred North Whitehead [Alfred Nort Vaythed (1861-1947)] tarafından savunulur.
Herakleitos: Her şeyin her an değiştiğini savunan Herakleitos’a göre değişmeden kalan hiçbir şey yoktur. Varlıkların değişimi, tesadüfen değil belli bir ilkeye göre gerçekleşir. Herakleitos bu ilkeye “logos” adını verir. Her şey değişse de değişimi düzenleyen “logos” değişmez. Herakleitos, varlığın ana maddesinin de sürekli değişen “ateş” olduğunu savunur.
Alfred North Whitehead: Evrenin olaylardan meydana geldiğini iddia eder. Yaşanan her an, bir olaydır. Olay, bir kez yaşanır ve bir daha asla tekrar etmez. Her olay, kendinden önceki olayların sonucu; kendinden sonrakilerin ise nedenidir. Bu bakımdan evren oluş hâlin-dedir, olayların birbirini takip ettiği bir yapıya sahiptir.
→ Fenomenoloji
Asıl varlıkların fenomenler olduğunu, fenomenlerin ise duyusal alanın dışında bir gerçekliği-nin başka bir ifadeyle özünün bulunduğunu savunur. Bu yaklaşım, insanların deneyimlerini ve bilinç durumlarını inceleyerek varlığın özüne ulaşılabileceği iddiasındadır. En önemli temsilci-lerinden biri Edmund Husserl’dir [Edmond Hussel (1859-1938)].
Edmund Husserl: Varlıkların özünün, Platon’un ideaları gibi bilinmeyen bir yerde veya varlık-ların içinde değil insanın bilincinde olduğunu savunur. E. Husserl’e göre insan, bilinci üzerine düşünerek fenomenlerin özüne ulaşabilir. İnsanın sahip olduğu bazı ön yargılar, rastlantısal ögeler, inançlar vb. unsurlar, özün bilgisine ulaşmayı engeller. Özün bilgisine ulaşmak için varlığa ait birtakım niteliklerin bir kenara bırakılarak varlıktan soyutlanması başka bir deyişle paranteze alınması gerekir. Paranteze almalar sonunda nesnelerin aslı olan ve hiç değişme-yen özü elde kalır.
Varoluşçuluk
Varoluşçuluk, 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkıp 20. yüzyılda yaygınlaşan bir felsefi akımdır. Bu akım; insanın varoluşunu, yaşam biçimlerini ve süreçlerini anlamaya odaklanır. Varlıktan çok insanın kendi varlığını sorgulaması ve tanımlaması üzerinde durur. Özgürlük, sorumluluk ve varoluşsal kaygılar varoluşçuluğun temel konularıdır. Jean-Paul Sartre [Jan Pol Sart (1905-1980)] bu düşüncenin en önemli temsilcilerinden biridir.
Jean Paul Sartre: İnsanın, diğer varlıklardan farklı olarak varoluşunun bilincine sahip bir varlık olduğunu savunur. Sartre’a göre insan dışındaki tüm varlıklarda öz, varoluştan önce gelir. Örneğin yazı yazma özü için kalem, kâğıt; kesme özü için makas meydana gelir. İnsan, bu dünyaya atılmış bir varlık olarak öze sahip değildir. Oysa insan, var olduktan sonra sahip ol-duğu özgürlükle kendi özünü belirler. Bu özgürlük, insana sorumluluk da yükler. İnsan, yerine getirdiği her bir eyleminden sorumludur.
Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Platon ile Hegel’in idealizm anlayışları, hangi bakımlardan birbirinden ayrılır?
2. T. Hobbes’m cismi ikiye ayırarak duyularla algılanması zor olan varlıkları da madde ola-rok kabul etmesinin nedeni ne olabilir?
3. K. Marx’ın varlık anlayışının “diyalektik materyalizm” olarak adlandırılmasının nedeni nedir?
4. J. P. Sartre in “İnsan kendisini ne yaparsa odur.” sözünden ne anlıyorsunuz? Değerlendiriniz.
5. E. Husserl’e göre özün bilgisine ulaşmanın yolu nedir? Açıklayınız.
6. A. N. Whitehead’in “olay” anlayışını yaşadığınız "an"a uyarlayarak açıklayınız.
7. Descartes’in düalist varlık anlayışının güçlü ve zayıf yönleri sizce nelerdir?
(Sorulara birer (1) cümlelik cevaplar yazınız.)