1773-1923 Osmanlı devletinde eğitim ve edebiyat dönemleri, yenilikler nasıldır? - 698971

1773-1923 Osmanlı devletinde eğitim ve edebiyat dönemleri, yenilikler nasıldır?

1773-1923 Osmanlı Devleti Eğitim ve Edebiyat Dönemleri ve Yenilikleri

1773-1923 Osmanlı Dönemi eğitim ve edebiyatı; geleneksel kurumlardan Batı tarzı kurumsallaşmaya geçişi simgeleyen, askeri modernleşmeyle başlayıp toplumsal ve milli bir kimlik inşasıyla Cumhuriyet’e zemin hazırlayan kapsamlı bir modernleşme ve dönüşüm sürecidir. 1773’te açılan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun ile başlayan modern eğitim adımları, Tanzimat Fermanı (1839) sonrasında edebiyatta tür, dil ve zihniyet devrimiyle birleşmiştir.


1. Eğitim Alanındaki Yenilikler ve Kademeler:

  • Askeri Teknik Okulların Doğuşu (1773–1839): III. Mustafa döneminde deniz subayı ve mühendis yetiştirmek amacıyla Mühendishane-i Bahr-i Hümayun (1773), ardından III. Selim döneminde Mühendishane-i Berr-i Hümayun (1795) açılmıştır. II. Mahmud devrinde ise modern bürokrasi ve tıp için Mekteb-i Tıbbiye (1827) ve Mekteb-i Harbiye (1834) kurularak Batı tarzı eğitimin temelleri atılmıştır.
  • Tanzimat ve Kurumsallaşma (1839–1876): 1857’de Maarif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) kurularak eğitim dini otoritenin tekelinden çıkarılmaya başlanmıştır. 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile eğitim kademeleri hiyerarşik yapıya kavuşturulmuştur: İptidai/Sıbyan (ilkokul), Rüşdiye (ortaokul), İdadi ve Sultani (lise), Darülfünun (üniversite). Ayrıca modern memur yetiştirmek için Mekteb-i Mülkiye (1859), ilk kız ortaokulları ve kadın öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimat (1870) faaliyete geçmiştir.
  • II. Abdülhamid Dönemi Yaygınlaşması (1876–1909): Modern okullar Anadolu ve Rumeli geneline yayılmıştır. Mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilerek Ziraat, Baytar, Ticaret ve Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar) açılmış, Darülfünun 1900 yılında kalıcı olarak faaliyete geçirilmiştir.
  • II. Meşrutiyet Dönemi (1908–1923): Eğitimin millileştirilmesi tartışılmış, 1913 Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Muvakkati ile ilköğretim zorunlu ve ücretsiz hale getirilmiştir. Kadınlar için ilk yükseköğretim kurumu olan İnas Darülfünunu (1914) açılmış, okul öncesi eğitim kurumlarının (ana mektepleri) ilk örnekleri verilmiştir.

2. Edebiyat Dönemleri ve Temel Yenilikler:

  • Tanzimat Edebiyatı (1860–1896): Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasıyla başlamıştır. Türk edebiyatına roman, tiyatro, makale, deneme, modern hikâye gibi Batılı türler girmiştir. Hak, adalet, vatan ve hürriyet temaları işlenmiştir. Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa (I. Dönem) “toplum için sanat” anlayışıyla dilde sadeleşmeyi savunurken; Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan (II. Dönem) baskı ortamında “sanat için sanat” anlayışına yönelmiştir.
  • Servet-i Fünun Edebiyatı / Edebiyat-ı Cedide (1896–1901): Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Halit Ziya Uşaklıgil öncülüğünde gelişmiştir. Fransız sembolizmi ve parnasizminden etkilenilmiş, son derece ağır ve süslü bir dil kullanılmıştır. Roman tekniği Batı standartlarına ulaşmış (ör. Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu), toplumsal meselelerden uzak, bireysel ve melankolik temalar işlenmiştir.
  • Fecr-i Ati Topluluğu (1909–1912): Türk edebiyatının ilk edebi bildirgesini (manifesto) yayımlayan topluluktur. “Sanat şahsi ve muhteremdir” ilkesini benimsemişlerdir. Kısa sürede dağılan bu hareketin en güçlü temsilcisi Saf (Öz) Şiir anlayışıyla Ahmet Haşim olmuştur.
  • Milli Edebiyat Dönemi (1911–1923): Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı Yeni Lisan makalesiyle başlamıştır. Arapça ve Farsça gramer kuralları terk edilmiş, İstanbul Türkçesi esas alınmıştır. Aruz yerine hece ölçüsü benimsenmiş; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi yazarlar Anadolu halkını, Milli Mücadele’yi ve Türkçülük ülküsünü merkeze alarak Cumhuriyet dönemi edebiyatının zeminini kurmuştur.

:light_bulb: SINAV NOTU / PÜF NOKTASI: 1773-1923 sürecinde eğitimde görülen mektep-medrese ikiliği ile edebiyatta görülen Doğu-Batı çatışması, Cumhuriyet dönemi inkılaplarının (özellikle 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Harf İnkılabı) en önemli gerekçesini oluşturmuştur.

@Akademik_Rehber Daha çok detaylandır

1. Eğitim Alanındaki Modernleşme ve Kurumsal Dönüşüm (1773–1923)

1773-1923 yılları arasında Osmanlı eğitim sistemi; geleneksel mahalle mektebi ve medrese yapısından, Batı pedagojisini ve idari hiyerarşisini esas alan merkeziyetçi ve kademeli bir sisteme evrilmiştir.

A. Askeri ve Mesleki Teknik Eğitimin Doğuşu (1773–1839)

  • Mühendishane-i Bahr-i Hümayun (1773): Çeşme Baskını’nın (1770) ardından deniz subayı ve gemi inşa mühendisi yetiştirmek üzere Kasımpaşa Tersanesi’nde kuruldu. Fransız uzmanların (Baron de Tott) desteğiyle teorik geometri ve seyrüsefer dersleri müfredata girdi.
  • Mühendishane-i Berr-i Hümayun (1795): III. Selim tarafından kara ordusunun topçu ve istihkâm subaylarını yetiştirmek amacıyla Hasköy’de açıldı. Kütüphanesi ve modern matbaasıyla (Matbaa-i Âmire) teknik yayıncılığın merkezi oldu.
  • Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane (1827/1839): II. Mahmud döneminde Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin girişimiyle ordunun hekim ihtiyacı için kuruldu. Eğitim dili Fransızca olarak belirlendi; kadavra diseksiyonu ve modern tıp pratikleri Osmanlı’da ilk kez bu kurumda kurumsallaştı.
  • Mekteb-i Harbiye (1834): Fransız Saint-Cyr Askeri Akademisi örnek alınarak Pangaltı’da açıldı; modern piyade ve süvari zabitleri yetiştirdi.
  • Sivil Bürokrat Yetiştirme: Bâb-ı Âlî’ye nitelikli memur yetiştirmek için Mekteb-i Maarif-i Adliye ve Mekteb-i Ulûm-ı Edebiye (1838) açıldı. Ayrıca 1830’lu yıllarda ilk kez Avrupa’ya (özellikle Paris’e) askeri ve mülki öğrenci kafileleri gönderildi.

B. Tanzimat Dönemi ve Eğitimin Sistemleşmesi (1839–1876)

  • Meclis-i Maarif-i Umumiye ve Encümen-i Dâniş: 1845’te eğitimin ıslahı için geçici bir meclis kuruldu; 1851’de bilim akademisi niteliğindeki Encümen-i Dâniş açılarak ders kitabı telif ve tercümesine başlandı (ilk ürün Ahmet Cevdet Paşa’nın Tarih-i Cevdetidir).
  • Maarif-i Umumiye Nezareti (1857): Eğitim işleri Evkaf ve Şeyhülislamlık tekelinden çıkarılarak müstakil bir bakanlığa bağlandı.
  • 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi: Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından Fransız eğitim sistemi (Victor Duruy modeli) uyarlanarak hazırlandı. Eğitimi kademelere ayırdı:
    • İptidai/Sıbyan: 4 yıllık ilköğretim.
    • Rüşdiye: Sıbyan sonrası 4 yıllık ortaokul (kız rüşdiyeleri 1859’da açıldı).
    • İdadi: Rüşdiye ile yükseköğretim arasındaki 3 yıllık lise düzeyi.
    • Sultani: Fransız lise müfredatını uygulayan elit kurumlar (ilk örneği 1868’de açılan Mekteb-i Sultani / Galatasaray Lisesi).
    • Darülfünun: Fen, Edebiyat ve Hukuk fakültelerinden oluşan üniversite modeli.
  • Öğretmen Yetiştirme: Rüşdiyelere erkek öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimin (1848), kız okullarına kadın öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimat (1870) kuruldu.
  • Mülkiye Mektebi (1859): Taşra ve merkez bürokrasisine kaymakam, vali ve idari personel yetiştirmek üzere kurulan sivil siyasal bilgiler okuludur.
  • Darüşşafaka (1873): Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye tarafından yetim, öksüz ve yoksul çocuklara parasız yatılı modern fen eğitimi vermek üzere kuruldu.

C. II. Abdülhamid Dönemi Eğitim Hamlesi (1876–1909)

  • Eğitimin Finansmanı: Tarımsal aşar vergisinden kesilen “Maarif Hissesi” ile eğitim bütçesi devlet tekelinde büyütüldü.
  • Taşra Ağı: Her vilayet ve sancağa birer İdadi açılması zorunlu kılındı. Yalnızca İstanbul’da değil; Şam, Halep, Selanik, Erzurum ve Manastır gibi merkezlerde modern idadiler inşa edildi.
  • Mesleki ve İhtisas Mektepleri:
    • Mekteb-i Hukuk-ı Şahane (1878): Modern adliye teşkilatı için hukukçu yetiştirdi.
    • Sanayi-i Nefise Mektebi (1882): Osman Hamdi Bey öncülüğünde kurulan ilk güzel sanatlar akademisi.
    • Ticaret Mekteb-i Âlisi (1883), Hendese-i Mülkiye (1884), Mülkiye Baytar Mektebi (1889).
    • Aşiret Mektebi (1892): Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Arap coğrafyasındaki aşiret reislerinin çocuklarını saraya ve devlete entegre etmek amacıyla açıldı.
    • Dilsiz ve Körler Mektebi (1889): İlk özel eğitim kurumu.
  • Darülfünun-ı Şahane (1900): Daha önceki başarısız denemelerden sonra İlahiyat, Edebiyat, Riyaziye (Matematik/Fen) şubeleriyle kalıcı olarak eğitime başladı.

D. II. Meşrutiyet Dönemi ve Fikir Hareketleri (1908–1923)

  • Pedagojik Tartışmalar: Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin reformun üniversiteden aşağıya doğru inmesi gerektiğini savunan Tûba Ağacı Nazariyesi ile Sâtı Bey’in eğitimin ilkokuldan yukarıya doğru yapılandırılmasını savunan görüşü çatıştı.
  • Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Muvakkati (1913): İlköğretim 6 yıla çıkarıldı, parasız ve zorunlu hale getirildi; programlar standardize edildi.
  • Kadınların Yükseköğrenimi: 1914’te kadınlar için İnas Darülfünunu açıldı; kız sultanilerinin sayısı artırıldı (1921’de İnas Darülfünunu, erkek Darülfünunu ile birleştirilerek karma eğitime geçildi).
  • Kültür-Sanat Kurumları: 1914’te konservatuvar ve tiyatro okulu niteliğinde Dârülbedâyi, 1917’de ilk resmi müzik okulu olan Dârülelhan kuruldu.
  • Islah-ı Medâris Nizamnamesi (1914): Medreselerin programına matematik, felsefe, coğrafya gibi pozitif bilimler eklenerek modernleştirilmeye çalışıldı ancak ikili yapı aşılamadı.

2. Edebiyat Dönemleri, Tür ve Zihniyet Dönüşümleri (1839–1923)

Edebiyattaki dönüşüm; Bâb-ı Âlî Tercüme Odası ve gazeteciliğin gelişimiyle başlamış, Divan edebiyatının soyut/kuralcı yapısından somut, toplumsal ve ulusal gerçekliğe yönelmiştir.

A. Tanzimat Edebiyatı I. Dönemi (1860–1876): “Toplum İçin Sanat”

  • Katalizör: 1860 yılında Şinasi ve Agâh Efendi tarafından ilk özel Türk gazetesi olan Tercüman-ı Ahvalin çıkarılması.
  • Edebi Anlayış: Edebiyat, halkı eğitmenin ve aydınlatmanın bir aracı olarak görüldü. Fransız İhtilali’nin getirdiği vatan, millet, hürriyet, adalet, meşrutiyet ve kanun gibi kavramlar edebiyata girdi. Biçim eski (kaside, gazel, terkib-i bent), içerik yeniydi.
  • Önemli Türler ve İlkler:
    • Tiyatro: Şinasi’nin Şair Evlenmesi (1860) ilk yerli tiyatro metnidir; görücü usulü evliliği eleştirir. Sahnelenen ilk oyun ise Namık Kemal’in halkı galeyana getiren Vatan yahut Silistre (1873) eseridir.
    • Roman: Yusuf Kâmil Paşa’nın Fénelon’dan çevirdiği Telemak (1859/1862) ilk roman çevirisidir. Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnatı (1872) ilk yerli roman; Namık Kemal’in İntibahı (1876) ilk edebi roman, Cezmisi (1880) ilk tarihi romandır. Ahmet Mithat Efendi Letaif-i Rivayat serisiyle ilk yerli hikâye geleneğini kurdu; Felâtun Bey ile Râkım Efendi (1875) romanıyla alafrangalık ve yanlış Batılılaşma tipolojisini başlattı.
    • Eleştiri: Namık Kemal’in Ziya Paşa’nın divan şiirini öven antolojisine karşı yazdığı Tahrib-i Harâbât (1876) Batılı anlamda ilk edebi eleştiridir.
    • Şiir: Şinasi Tercüme-i Manzume ile Fransız klasiklerinden çeviriler yaptı; şiirde noktalama işaretlerini ve parça güzelliği yerine konu birliğini getirdi.

B. Tanzimat Edebiyatı II. Dönemi (1876–1896): “Sanat İçin Sanat”

  • Politik Zemin: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası Meclis-i Mebusan’ın tatili ve II. Abdülhamid yönetiminin getirdiği sansür ortamı nedeniyle yazarlar siyasi ve toplumsal temalardan uzaklaşıp bireysel temalara yöneldi.
  • Edebi Anlayış: Dilde sadeleşme ideali terk edildi; üslup ağırlaştı. Romantizmin yerini realizm ve natüralizm almaya başladı. “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir” anlayışı yerleşti.
  • Önemli Temsilciler ve Eserler:
    • Recaizade Mahmut Ekrem: Teorisyen kimliğiyle Talim-i Edebiyatı yazdı. “Kulak için kafiye” tezini savundu. Araba Sevdası (1896) ile ilk realist romanı ortaya koydu ve Bihruz Bey karakteriyle yanlış Batılılaşmanın psikolojik hicvini yaptı.
    • Abdülhak Hâmit Tarhan: Divan şiirinin kurallarını tamamen yıktı. Sahra (1879) ile ilk pastoral şiiri; eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı Makber ile metafizik ürpertiyi şiire taşıdı.
    • Samipaşazade Sezai: Sergüzeşt (1888) romanında esaret ve cariyelik meselesini romantizmden realizme geçiş çizgisiyle işledi. Küçük Şeyler (1891) ile Batılı standartta ilk modern kısa hikâyeleri yazdı.
    • Nabizade Nazım: Antalya-Kaş yöresini anlatan Karabibik (1890) ile köy edebiyatının ilk örneğini verdi; Zehra (1896) ile ilk tezli, natüralist ve psikolojik roman denemesini yaptı.
    • Muallim Naci: “Göz için kafiye” anlayışını ve eski şiir zevkini savundu. Recaizade ile aralarındaki Zemzeme-Demdeme tartışması, Servet-i Fünun’un doğuşuna zemin hazırladı.

C. Servet-i Fünun Edebiyatı / Edebiyat-ı Cedide (1896–1901)

  • Karakteristiği: Recaizade’nin yönlendirmesiyle Tevfik Fikret’in fen dergisi olan Servet-i Fünunun yazı işleri müdürü olmasıyla başladı. Fransız Parnasizm ve Sembolizm akımlarından etkilendi. Son derece ağır, Arapça-Farsça tamlamalarla yüklü ve halktan kopuk aristokrat bir dil kuruldu.
  • Biçimsel Yenilikler: Aruz vezni Türkçeye başarıyla uygulandı; bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılmaya başlandı. Beyit hakimiyeti kırıldı; anjambman (cümlenin dize sonunda bitmeyip diğer dizelere taşması) tekniğiyle şiir düz yazıya yaklaştırıldı. Fransız şiirinden Sone ve Terzarima nazım şekilleri alındı, Serbest Müstezat geliştirildi.
  • Başlıca Yazarlar:
    • Tevfik Fikret: Topluluk dağılana dek bireysel ve melankolik şiirler yazdı (Rübab-ı Şikeste); topluluk dağıldıktan sonra toplumsal eleştiriye yönelerek istibdadı yeren Sis, din kurumunu sorgulayan Tarih-i Kadim ve geleceğe umut aşılayan Haluk’un Defterini yazdı. Hece ölçüsüyle yalnızca çocuklar için Şermini kaleme aldı.
    • Cenap Şahabettin: Sembolizmin öncüsü oldu. “Saat-i semenfam” (yasemin renkli saatler) gibi daha önce duyulmamış imajlar üretti. Elhan-ı Şita (Kış Ezgileri) şiirinde karın yağışını aruz kalıplarının ritim değişimiyle taklit etti.
    • Halit Ziya Uşaklıgil: Türk romanını teknik açıdan Batı seviyesine çıkardı. Mai ve Siyahta hayal-hakikat çatışmasını Ahmet Cemil tipi üzerinden anlattı (Servet-i Fünun neslinin manifestosudur); Aşk-ı Memnu ile ilk kusursuz psikolojik ve realist yasak aşk kurgusunu inşa etti. Mensur Şiirler ile yeni bir tür başlattı.
    • Mehmet Rauf: İlk psikolojik roman olan Eylülü yazdı (Necip, Suat ve Süreyya üçgenindeki ruhsal tahliller).
  • Dağılış: 1901’de Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransız İhtilali’ni konu alan “Edebiyat ve Hukuk” adlı çeviri makalesi nedeniyle dergi II. Abdülhamid yönetimi tarafından kapatıldı ve topluluk dağıldı.
  • Dönemin Bağımsızları: Hüseyin Rahmi Gürpınar (natüralizm akımıyla sokağın dilini, külhanbeylerini ve batıl inançları romana taşıdı; ör. Şık, Mürebbiye) ve Ahmet Rasim (İstanbul şehir hayatını ve anılarını canlı fıkra üslubuyla aktardı; ör. Eşkâl-i Zaman, Şehir Mektupları).

D. Fecr-i Âti Topluluğu (1909–1912)

  • Önemi: II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kurulan ve Türk edebiyatında ilk edebi beyannameyi (manifesto) yayımlayan edebi harekettir.
  • İlke: “Sanat şahsi ve muhteremdir” (Sanat kişisel ve saygıdeğerdir). Servet-i Fünun’u yetersiz bulduklarını iddia etmelerine rağmen onların devamı olmaktan öteye gidemediler.
  • Ahmet Haşim: Topluluğun dağılmasından sonra çizgisine sadık kalan tek büyük şairdir. Saf (Öz) Şiir anlayışını savundu. Sembolizm ve empresyonizmin temsilcisidir. Şiirde anlam açıklığına karşı çıkmış; Piyale önsözündeki “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” yazısında “Şiir sözden ziyade musikiye yakındır” tezini öne sürmüştür. Akşam, şafak, göl ve melankoli ana temalarıdır (Göl Saatleri).

E. Milli Edebiyat Dönemi (1911–1923)

  • Başlangıç: 1911’de Selanik’te yayımlanan Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı Yeni Lisan makalesi ile başladı.
  • İlkeler:
    1. Yazı dili ile konuşma dili arasındaki uçurum kapatılacak; İstanbul Türkçesi esas alınacak.
    2. Arapça ve Farsça gramer kuralları (terkipler/tamlamalar) terk edilecek.
    3. Aruz ölçüsü bırakılacak; Türklerin milli ölçüsü olan hece ölçüsü benimsenecek.
    4. Konular İstanbul aydınının salonlarından çıkarılacak; Anadolu’ya, köylüye ve tarihe (“Halka Doğru”) yönelinecektir.
  • Fikir Zemini: Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları ve Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak eserleriyle hareketin sosyolojik ve ideolojik teorisini kurdu; Kızıl Elma ve Yeni Hayat şiir kitaplarıyla düşüncelerini manzum hale getirdi.
  • Temsilciler ve Türler:
    • Ömer Seyfettin: Kısa hikâyeyi bağımsız bir tür haline getirdi (Maupassant / Olay hikâyesi). Milli bilinci uyandırma gayesi güttü (Bomba, Beyaz Lale, Diyet, Pembe İncili Kaftan, İlk Namaz).
    • Mehmet Emin Yurdakul: 1897 Türk-Yunan Savaşı sırasında yazdığı “Cenge Giderken” (“Ben bir Türküm dinim cinsim uludur”) şiiriyle heceyle ve yalın Türkçe ile milli heyecanı uyandırdı (Türkçe Şiirler).
    • Halide Edip Adıvar: Sultanahmet Mitingi konuşmalarıyla kitleleri harekete geçirdi; Kurtuluş Savaşı’nı bizzat cephede yaşayarak Ateşten Gömlek (Milli Mücadele’yi anlatan ilk roman) ve Vurun Kahpeye eserlerini yazdı.
    • Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk toplumunun kuşak çatışmalarını ve yozlaşmasını nehir roman dizisiyle inceledi (Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore).
    • Reşat Nuri Güntekin: Çalıkuşu (1922) romanındaki İdealist İstanbullu öğretmen “Feride” karakteri üzerinden Anadolu’nun sosyo-kültürel ve eğitimsel tablosunu gözler önüne serdi.
    • Refik Halit Karay: Anadolu insanını ve taşra bürokrasisini mizahi ve gerçekçi bir dille anlatan Memleket Hikâyeleri (1919) ile hikâyeciliğin coğrafyasını genişletti.
    • Mehmet Âkif Ersoy: Dönemin bağımsız İslamcı şahsiyetidir. Aruzu Türkçeye ve sokak diline en kusursuz uygulayan ustadır. Safahat adlı 7 ciltlik külliyatında manzum hikâyelerle yoksul halkı anlattı; 1921’de yazıp orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı ile milli şahlanışın manevi sembolü oldu.

@Akademik_Rehber Osmanlıda 1773-1923 arasında eğitime yer veren ve bunun hakkında fikir dile getiren tüm şair,ilim adamı ve din adamları.

1773-1923 yılları arasında Osmanlı Devleti’nde eğitimin niteliği, yöntemi, alfabesi, kurumsal yapısı ve zihniyet temelleri üzerine görüş bildiren, reform yapan veya eser üreten şahsiyetler üç ana grupta ele alınır:


1. İlim Adamları, Maarifçiler ve Bürokratlar

  • Hoca İshak Efendi (1774–1836): Mühendishane-i Berr-i Hümayun başhocasıdır. Batı’nın modern matematik ve mühendislik literatürünü Osmanlıcaya kazandırmıştır. 4 ciltlik Mecmua-i Ulûm-ı Riyaziye adlı eseriyle modern fen bilimlerinin terminolojisini oluşturmuş, teorik bilginin uygulamalı askeri eğitime aktarılmasını sağlamıştır.
  • Ahmet Cevdet Paşa (1822–1895): Encümen-i Dâniş üyesi, Maarif Nazırı ve Mekteb-i Mülkiye’nin kurucularındandır. Eğitimin yaygınlaşması için Türkçenin sadeleşmesini savunmuş, Fuat Paşa ile birlikte ilk modern dil bilgisi kitabı olan Kavâid-i Osmâniyyeyi yazmıştır. Tarih-i Cevdet ve Mecelle ile hukuk ve tarih eğitimini sistemleştirmiş; Darülmuallimin müfredatını ıslah etmiştir.
  • Münif Paşa (1830–1910): Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin kurucusu ve Maarif Nazırıdır. Mecmua-i Fünun dergisiyle halka pozitif bilimleri tanıtarak “halk eğitimi” kavramını getirmiştir. Darülfünun’da halka açık dersler düzenlemiş, Arap alfabesinin ıslah edilmesi ve harekelenmesi gerektiği fikrini resmi düzeyde ilk kez dile getirmiştir.
  • Saffet Paşa (1814–1883): 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ni hazırlayarak Osmanlı eğitim sistemini merkezi bir teşkilat şemasına bağlamıştır. Fransız eğitim sistemini (ilkokuldan üniversiteye uzanan hiyerarşiyi) devlete uyarlamış ve Mekteb-i Sultani’nin (Galatasaray Lisesi) hayata geçirilmesinde başrol oynamıştır.
  • Selim Sabit Efendi (1829–1910): Osmanlı’da modern pedagojinin ve Usûl-i Cedîd (yeni yöntem) hareketinin öncüsüdür. Paris’te pedagoji eğitimi almıştır. İlk modern metodik elifba olan Elifba-yı Osmânîyi hazırlamış; sınıflara kara tahta, sıra, harita ve toplu okuma yöntemini sokarak geleneksel heceleme usulünü (usûl-i atîk) yıkmıştır. Rehnümâ-yı Muallimîn (Öğretmen Rehberi) adlı ilk pedagoji kitabını kaleme almıştır.
  • Emrullah Efendi (1858–1914): İki dönem Maarif Nazırlığı yapmıştır. Eğitimin reformuna yönelik geliştirdiği Tûba Ağacı Nazariyesi ile tanınır. Bu teoriye göre eğitim ıslahatı tepeden (yükseköğretim ve Darülfünun’dan) başlamalı, oradan yetişen donanımlı ilim adamları alt kademeleri (orta ve ilkokulları) dönüştürmelidir. Darülfünun’un idari özerkliğini savunmuştur.
  • Mustafa Sâtı Bey / Sâtı el-Husrî (1880–1968): Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) müdürlüğü yapmıştır. Emrullah Efendi’nin Tûba Ağacı Nazariyesi’ne karşı çıkmış, eğitimin kökten (ilkokuldan ve çocuk pedagojisinden) başlaması gerektiğini savunmuştur. Johann Heinrich Pestalozzi’nin çocuk merkezli pedagojisini Osmanlı’ya uyarlamış, Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuasını çıkarmış ve öğretmen yetiştirme standartlarını modernize etmiştir.
  • İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu (1886–1978): Meşrutiyet’in son döneminde Darülfünun rektörlüğü ve pedagoji profesörlüğü yapmıştır. John Dewey ve Jean-Jacques Rousseau’nun ilkelerini savunarak “Yeni Mektep” anlayışını öne sürmüştür. Ezberci eğitime karşı çıkarak “yaparak ve yaşayarak öğrenme” ile milli çevreye dayalı terbiyeyi savunmuştur.
  • Ziya Gökalp (1876–1924): Eğitimi sosyolojik ve milli bir temele oturtmuştur. Terbiye-i Milliye fikriyle modern pedagojiyi Türkçülük ülküsüyle birleştirmiştir. Darülfünun’da ilk Sosyoloji kürsüsünü kurmuş; eğitimde Doğu-Batı ikiliğine son verilerek “halka doğru” giden, milli kültürü muhafaza eden ancak Batı’nın tekniğini alan bir maarif sistemi önermiştir.
  • Prens Sabahaddin (1879–1948): Frédéric Le Play ekolünü savunmuştur. Osmanlı eğitim sisteminin devlete bağımlı memur yetiştirmesini eleştirmiş; bireysel inisiyatifi, girişimciliği ve pratik mesleki eğitimi önceleyen Anglo-Sakson eğitim modelini savunmuştur.
  • Dr. Abdullah Cevdet (1869–1932): İçtihad dergisinin başyazarıdır. Biyolojik materyalizm ve Batılılaşma yanlısıdır. Eğitimin medrese dogmalarından arındırılıp tümüyle deneysel bilimlere, fizyolojiye ve biyolojiye dayandırılmasını savunmuştur.

2. Şair ve Edebiyatçılar

  • İbrahim Şinasi (1826–1871): Gazeteyi doğrudan bir halk eğitimi aracı olarak görmüştür. Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkârda halkın anlayacağı dille yazarak akılcılık, kanun ve fen terbiyesini aşılamaya çalışmıştır.
  • Namık Kemal (1840–1888): Maarifin geri kalmışlığını Osmanlı Devleti’nin temel gerileme sebebi olarak görmüştür. Eğitimin kız çocukları da dahil olmak üzere genele yayılmasını ve mecburi olmasını savunmuştur. Tiyatroyu bir “mektep” (eğlencelerin en faydalısı) olarak tanımlamış, halkın bu yolla milli bilinç ve hürriyet fikri kazanacağını savunmuştur. Terbiye-i Etfâl (Çocuk Eğitimi) üzerine makaleler yazmıştır.
  • Ziya Paşa (1825–1880): Şiir ve İnşa makalesinde eğitim dilinin halkın konuştuğu tabii Türkçe olması gerektiğini savunmuş; medreselerin çağın gerisinde kalmasını ve bürokrasideki liyakatsizliği hicvetmiştir.
  • Ahmet Mithat Efendi (1844–1912): “Hâce-i Evvel” (İlk Öğretmen) unvanıyla tanınır. Edebiyatı doğrudan bir pedagojik araç saymıştır. Romanlarında kurguyu keserek coğrafya, tıp, kimya ve ahlak bilgileri vermiştir. Kadınların eğitim almasını hararetle savunmuş, Karı Koca Masalı ve Felsefe-i Zenân (Kadınların Felsefesi) gibi eserlerinde kız mekteplerinin gerekliliğini vurgulamıştır.
  • Şemsettin Sami (1850–1904): Eğitimin temeline anadil öğretimini koymuştur. Kamus-ı Türkî ile modern sözlükçülüğü başlatmış; Ta’aşşuk-ı Talat ve Fitnat romanında eğitimsiz kadının ailedeki trajedisini işlemiştir. Yazdığı Kadınlar kitabında milletlerin terakkisinin kadınların tahsiliyle doğru orantılı olduğunu savunmuştur.
  • Recaizade Mahmut Ekrem (1847–1914): Mekteb-i Mülkiye’de edebiyat hocalığı yapmıştır. Yazdığı Talim-i Edebiyat adlı ders kitabıyla geleneksel retorik eğitimini yıkarak Batılı edebi tahlil ve tenkit yöntemini eğitim müfredatına sokmuştur.
  • Muallim Naci (1850–1893): Geleneksel değerlerle modern maarifin sentezini savunmuştur. Mektepler için yazdığı dil ve ahlak kitaplarıyla (Kavâid-i Osmâniyye, Mekteb-i Edeb) çocukların pedagojik terbiyesinde Türkçenin doğru kullanımını öne çıkarmıştır.
  • Tevfik Fikret (1867–1915): Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) müdürlüğü yapmıştır. Okul binasını modern pedagojik araçlarla donatmış, resim ve beden eğitimi derslerini müfredata almıştır. Gençlik için tasarladığı Batı bilimiyle kuşanmış ideal insan tipini oğlu üzerinden Haluk’un Defterinde kurgulamıştır. Ayrıca Türk edebiyatının çocuklar için hece ölçüsüyle yazılmış ilk modern pedagojik şiir kitabı olan Şermini (1914) kaleme almıştır.
  • Mehmet Âkif Ersoy (1873–1936): Halkalı Ziraat Mektebi’nde hocalık ve Darülfünun’da müderrislik yapmıştır. Geleneksel medreseleri pozitif ilimlerden uzaklaştığı için, Batı tipi mektepleri ise milli ve ahlaki değerlerden koptuğu için eleştirmiştir. Maarif davasını “Asım’ın Nesli” idealinde somutlaştırmış; fen ve teknolojinin Batı’dan alınıp Doğu’nun ahlakıyla yoğrulması gerektiğini savunmuştur.
  • Ömer Seyfettin (1884–1920): Çocuk edebiyatı ve milli tarih eğitiminin kurucusudur. Genç Kalemler dergisinde dilde sadeleşmeyi savunarak çocukların ve gençlerin anlayamadığı bir lisanla tahsil göremeyeceğini belirtmiştir. Yazdığı tarihi ve milli hikâyelerle okullarda tarih bilinci aşılamayı hedeflemiştir.
  • Reşat Nuri Güntekin (1889–1956): Uzun yıllar edebiyat öğretmenliği ve maarif müfettişliği yapmıştır. Çalıkuşu romanındaki “Feride” karakteriyle İstanbullu aydın muallim profilini Anadolu köylerine taşıyarak maarifin tüm vatana yayılması ülküsünü edebiyat üzerinden popülerleştirmiştir.

3. Din Adamları ve Ulema

  • Mustafa Behçet Efendi (1774–1834): İlmiye sınıfından (ulema) gelmesine ve hekimbaşı olmasına rağmen medrese dışı modern tıbbın öncülüğünü yapmıştır. II. Mahmud’u ikna ederek Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin açılmasını sağlamış ve dini zihniyet ile modern anatomi/tıp eğitiminin uzlaştırılmasında köprü olmuştur.
  • Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi (1858–1920): II. Meşrutiyet devri şeyhülislamıdır. Medreselerin çağdaş bilimlere kapalı kalmasını eleştirmiştir. 1914 tarihli Islah-ı Medâris Nizamnamesi’nin mimarlarındandır; medrese programlarına riyaziye (matematik), heyet (astronomi), tabiat bilgisi ve felsefe derslerini dahil ettirmiştir.
  • Filibeli Ahmed Hilmi (1865–1914): Darülfünun’da felsefe müderrisliği yapmıştır. Pozitivist ve materyalist eğitim anlayışına karşı çıkmış, gençliğe manevi ve ahlaki buhran yaşatmayacak şekilde İslam felsefesi ve tasavvuf terbiyesini rasyonel metotla öğreten bir eğitim sistemini müdafaa etmiştir.
  • Mustafa Sabri Efendi (1869–1954): Fatih Camii müderrisi ve son dönem Osmanlı şeyhülislamlarındandır. Beyânülhak mecmuasında yazdığı yazılarda geleneksel fıkıh ve kelam eğitiminin modern pozitivist akımlara karşı tavizsiz muhafaza edilmesini savunmuş; Batı merkezli laik eğitim kurumlarını dini inancı zayıflattığı gerekçesiyle eleştirmiştir.
  • Bediüzzaman Said Nursi (1878–1960): Doğu Anadolu’da eğitim sisteminin ıslahı için saraya layihalar sunmuştur. Medresetü’z-Zehra adını verdiği üniversite projesini geliştirmiştir. Bu projenin temel fikri: “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir (din ilimleridir). Aklın nuru, fünun-u medeniyedir (müsbet fenlerdir). İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder” prensibidir. Mektep, medrese ve tekke arasındaki çatışmanın ancak bu birleşik müfredatla çözülebileceğini savunmuştur.
  • Manastırlı İsmail Hakkı (1846–1912): Ayasofya ve Fatih kürsü vaizi, Darülfünun İlahiyat şubesi müderrisidir. Halkın ve gençliğin mekteplerde ahlak ve din dersleriyle takviye edilmesi gerektiğini savunmuş; İslam akaidinin genç dimağlara modern pedagojik metotlarla anlatılması yönünde vaaz ve dersler vermiştir.
  • Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878–1942): Mülkiye Mektebi’nde felsefe ve din dersleri hocalığı, Süleymaniye Medresesi’nde mantık müderrisliği yapmıştır. Medreselerin modernleştirilmesini, modern mantık ve hukuk metodolojisinin İslami ilimlerle mezcedilerek tedris edilmesini savunmuştur.